ÇATLAK NEDİR?

Orijinal bilimsel tanım "stria distansae", Roderer tarafından 1773 yılında yapılmıştır. 1867 yılından sonra, Koestner cilt dokusunun atrofisini gözlemleyerek histolojik açıdan analiz etmiş ve olguya "stria atrophicae" adını vermiştir. Nihayet 1932 yılında Cushing, patojenezisi hakkında temel bir fikir ve bilgi veren ve aynı adı taşıyan sendromla ilgili olarak yaptığı çalışmaları sunmuştur. Stria çalışmasında önemli ekonomik ve ticari kazanımlar sayesinde, tıbbi ve estetik alanında çok önemli gelişmeler kaydedilmiştir.

Çatlaklar, cilt üzerinde sağlıklı deri tarafından ayrılan birbirine paralel çizgiler olup, yüzeyde yükselmiş veya alçalmış mor / kırmızı / beyaz veya mat renklerde çizgilerden oluşmaktadır. Uzunlukları birkaç santimetre'den başlayıp değişebileceği gibi, 8 ila 10 mm genişliğe ulaşabilir. Bazen genişlik daha ciddi boyutlara ulaşabilir.

Histolojik açıdan bakıldığında "striae atrophic" epidermis kalınlığında, daha ince ve büzülmüş olan çatlakların yanında ve onlara yakın konumda bulunan elastik liflerin ve epidermis kolajen bağlarının gözle görülür atrofisine neden olacak şekilde meydana gelen azalma anlamına gelmektedir. Çatlakların içerisinde vaskülarize olmayan atrofik doku yer alır.


EPİDEMİYOLOJİ

Çatlaklar, genellikle Kafkas (beyaz) ırkı etkileyen ve Asya nüfuslarında (Çinli, Japon) daha seyrek görülebilen son derece yaygın bir estetik sorundur.

Çatlaklar çoğunlukla ergenlik dönemi ve otuz ila kırklı yaşlarda ortaya çıkar. İlk çatlakları 12 ila 16 yaşlarında fark eden kadınlarda yaygın olmak üzere her iki cinste kalça, uyluk ve göğüsler üzerinde lokalizedir. Hiç kuşkusuz, östrojenlerin kolajen sentezi üzerindeki bilinen olumsuz etkilerin yanı sıra gebeliğin neden olduğu ve genellikle gebeliğin 7. ayından itibaren başlayan hormonsal ve biyokimyasal değişiklikler, çatlakların başlıca nedenini temsil etmektedir. Kadınlar en sık olarak ilk gebelikte etkilenirken ikincisinde çok daha az çatlak meydana gelebileceği gibi, hiçbir çatlak oluşumu da gözlenmeyebilir. Cushing sendromu ve korsurrenaliche veya streoidea tedavisinin uygulandığı bazı durumlarda, gençlerin %40'ı ile 40 yaşındaki kadınların yaklaşık %80'i etkilenebilir. Son yıllarda hayli göreceli olan bu sorunun, geçtiğimiz yıllarda erkek nüfusunda da sürekli artış gösterdiği fark edilmiştir. Günümüzde bu sorun yaşları 16 ila 20 arasında olan erkeklerde genellikle kalça, böbrek civarı ve kollarda gözlemlenebilmektedir.

Ayrıca çatlakların cildin ve hızlı kilo değişikliklerinin mekanik etkisine bağlı olduğuna da dikkat çekilmelidir. Basit bir örnek olarak gebelik sırasında bebeğin anne karnındaki artan ağırlık büyümesinin karın bölgesindeki derinin genişlemesine neden olması veya süt üretim çeşitliliği ile bebeğin emzirilmesinin meydana getirdiği mekanik etkiler nedeniyle annenin göğüslerinde meydana gelen çatlaklar gösterilebilir. Her iki durumda da zaten olgunlaşmış olan kolajen liflerinin, kopmalarına neden olan çekiş etkileri stria üzerinde somutlaşan rejeneratif bir olguyu harekete geçirecektir.

Bu olgu, burkulma ve dermal kapilerlerde burkulmaya ve dolayısıyla da kan akışında azalma ve iskemiye sebebiyet verir. Kolajen liflerinde meydana gelen oksijen yoksunluğu ve bozulma ve buna bağlı besin eksikliği, çatlak deride gözlemlenen gevşemeden sorumlu metabolik bir rahatsızlığa neden olacaktır.


ÇATLAKLARIN PATOJENEZİSİ

Her ne kadar da çatlaklar üzerinde daha fazla çalışma yapılması gerektiğine dair bazı hususların var olduğunu itiraf etmemiz gerekse de, çatlakların epidermal bağ dokunun enflamatuar faz ile başlayan ve yaraya dönüşen lezyonlarla sonuçlanan hasarı neticesinde ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Bu lezyonların ortaya çıkışı mekanik, biyokimyasal, hormonsal ve genetik fonksiyonlara bağlı olabilir.

Dolayısıyla çatlakların deride zayıf direnç kapasitesi ve bünyeye bağlı mekanik nedenlerden (aşırı gerilim ve hızlı hacimsel ve/veya kilo değişiklikleri) ötürü ortaya çıkan değişimler oldukları doğrulanmıştır.

Çatlaklar kolajen lifteki değişiklik ve yozlaşmanın hemen ardından iki farklı kademede ilerlerler. İlk aşama, birkaç ay kadar sürebilen ve en fazla 2 yıla kadar ulaşan, rejeneratif veya enflamatuvar olarak tanımlanabilen mucopolyskarit üretiminin tekrar tesis edildiği çok güçlü bir enzimatik aktivite ve fibroblastlar ile karakterizedir.

Bu aşamada çatlaklar maksimum uzunluklarına ulaşır ve pembe ila mor/kırmızı olarak değişebilen bir renge bürünürler. Çizgilerin yüzeyi genellikle pürüzsüzdür ve bazen, özellikle de ilk ortaya çıkışında hafif bir kaşıntı hissine neden olabilir. Bu aşamada çatlak, klinik olarak "striae rubrae" şeklinde tanımlanır.

İkinci aşama ise yoğun mor/kırmızı rengin kaybolup, yerini inci beyazı bir renge bırakması ve yüzeye dokunulduğunda zayıf ve büzgülü olması, bazı durumlarda ise dikey bir sertliğin hissedilmesiyle karakterizedir. İyileşme veya düzelme gösterdikleri bu ikinci aşamada çatlaklar "stria albae" tanımlanmıştır.


ÇATLAKLARIN HİSTOLOJİSİ

Stria dokusunun histolojik analizleri, çizgilerin evrim aşaması ve lezyon veya dokunun çok içerisinde değil de lezyon merkezinde yer alması halinde numunenin lokalizasyonuna bağlı olarak değişiklik gösterir. Biz epidermisi analiz ettiğimizde başlangıçta nasıl normal olduğu görülebilir ve sonrasında atrofiye uğrayarak, kalınlığı azalır ve dejenere olur. Başlıca yapısal değişikliklerin yeri olan derma bu sürece, kalınlık %50 ve üzerinde bir azalma gösterinceye kadar her bir hücresel, hücre içi ve fibriler bileşeniyle (kolajen ve elastin) birlikte dahil olur.

Epidermisin hücre içi boşlukları erken dönemde (stria rubrae) dilate olur ve yaygın olarak lenfositöz, hafif perivasküler bir infiltrasyon tespit edilirken fibroblast da yenileyici eylemini azaltır. Strianın (stria albae) ikinci aşamasının ilerleyişi sırasında tüm değişiklikler genellikle normalize ve absorbe olabilir.

Kolajen lifleri, ilk veya ilerleyen aşamada belirgin bölünme veya zayıflama sonucunda değişme uğrar. Derma düzeyinde birinci fazdaki elastik lifler kırılma ve çoğunlukla da toplanmanın lezyon merkezinde olması halinde uzama gibi farklı değişimlerle karakterize edilir.

İkinci aşamada daha kalın ve dokunun iç kısmında farklı bir yerleşimde olsalar bile, normal bir özellikte oldukları görülmektedir. Kolajen veya elastinin ve buna bağlı olarak çizgilerin ortaya çıkışının sikatrisyel dokuyla karakterize bir dejeneratif eylem başlatabileceği kolayca anlaşılmaktadır.